ALLAHIN KADERİ’İLE İNSANIN KADER’İNİN ÇAKIŞMASI
Kainatta, olacak şeylerin zamanını, yerini, özelliklerini ve nasıl olacaklarını, henüz onlar olmadan Allah'ın ezelde bilmesi ve takdir etmesine kader denir.Allah'ın geçmiş ve gelecek bütün olayları ezeli ilmiyle tek bir an olarak bilmesidir. Yaşanmış ve yaşanacak bütün olaylar zinciri, an an detay detay Allah katında planlanmış ve yaratılmıştır Allah'ın ilmi zamana ve mekâna bağlı değildir.Kader 'kalem' ile 'levh-i mahfuz' 'a yazılmıştır. Buna ' alın yazısı' da denir. Allahu Teâla, Kamer Suresi:49 ‘ de şöyle buyurmaktadır: ‘’Hiç şüphesiz, Biz her şeyi bir kadere göre yarattık.’’ 'OL' emriyle her şeyi bir anda var eden Allah, sadece insanların değil tüm varlıkların kaderini belirlemiştir. Mutlak kaderi insan değiştiremez. Buna kaderi külliye denir. Allah’a aittir. Her şeyiyle kaderin bir parçası olan insan, o kaderden bağımsız bir şekilde davranamaz. Kaderi cüz îye’yi de Allah kullarına ait kılmıştır. İnsan kaderi cüz’iyesini kullanmakla hür ve serbesttir. Bu kader çizgisini insan değiştirebilir. Örneğin, fiili davranışlarını iyiye kullanır. Allah da onu halk eder. Namaz kılacak biri Bunu yapmayı ister, Allah da bunu yaratır. O da namaz kılar. Eğer insan kendi iradesiyle kötüye yönelirse örneğin, içki içmek ister, Allah onu halk eder. İnsan bu kaderiyle tamamen serbest bırakılmış. Bu kader çizgisi değişebilir. Cenab-ı Hâk şöyle buyurmaktadır: ‘’ Sana gelen iyilik Allah'tandır. Başına gelen kötülük ise kendindendir. Seni insanlara elçi gönderdik; şahit olarak da Allah yeter.’’ Nisa Suresi:79 İnsan kaderi külliyeyi asla değiştiremez. Onda bir değişiklik söz konusu olamaz. Kalbin çalışması, Allah’ın yarattığı gibi çalışır, kan pompalar, mide çalışır, organlar hareket halinde olur. Kalbin bu seyrine insan müdahale edemez. Allah ona bir vakit ecel koymuş, o vakti saat geldiğinde kalp durur. Kalbin çalışması insana verilmiş olsaydı, canına bir şey tak dediği an, kalbine müdahale ederek durdurur kendisini öldürürdü. Anlaşılıyor ki külli iradeye, insan itaat etmeye mahkumdur. İnsanın doğumundan ölümüne kadar karşılaşacağı olumlu ya da olumsuz gibi görünen bütün olaylar, Allah'ın ezeli ve ebedi ilmi dahilinde gerçekleşir. Kişi, Allah kendisi hakkında öyle yazdığı için bu şekilde hareket ediyor değildir. Bu anlayışın aksine, kişinin nasıl hareket edeceğini Cenab-ı Hak ilm-i ezelisi, sonsuz olan ilmi ile bildiği için öyle yazmıştır. Böyle olmasaydı, kişinin iradesi olmaz, neticede yaptıklarından da sorumlu tutulmazdı. Halbuki insan, her yaptığından sorumludur. Sadece aklı ve idraki olmayanlar sorumlu değildir. Oysa kişinin başına ne geleceğini, akıbetinin nasıl olacağını Allah'tan başka kimse bilemez. Kişi, Allah kendisi hakkında öyle yazdığı için bu şekilde hareket ediyor değildir. Bu anlayışın aksine, kişinin nasıl hareket edeceğini Cenab-ı Hak ilm-i ezelisi, sonsuz olan ilmi ile bildiği için öyle yazmıştır. Böyle olmasaydı, kişinin iradesi olmaz, neticede yaptıklarından da sorumlu tutulmazdı. Halbuki insan, her yaptığından sorumludur. Sadece aklı ve idraki olmayanlar sorumlu değildir. Biz görsel alemi göre biliyoruz, birde mana ve hakikat alemi var bunu göremiyoruz, ama inanıyoruz. Mutlak gerçeğe iman etmiş olanlar, gayb alemine, kaza ve kadere inanmakla hâz duyarlar. Allah'ın takdir ettiği kadere gönülden teslim olarak yaşarlar. Aslında kaza ve kadere iman Allah'a imanın sonucudur. Şu bir şaşmaz gerçektir ki, doğru bir itikat insanı, ancak gerçek kurtuluşa eriştirir.Şöylede diyebiliriz İnsan hayatının tamamı ve ölümü Allah kaderi ile kendi Kaderinin buluşmasıdır.
Kaydol:
Kayıt Yorumları (Atom)

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder